STAR ANA SAYFA - 01 Haziran 2016 Çarşamba
Ahmet Taşgetiren

atasgetiren@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

ABD’deki ikilem

  • 13 Mart 2016 Pazar
  • Ufuk Güldemir, Cumhuriyet gazetesinin Washington temsilcisi olduğu günlerde yazdığı Teksas - Malatya kitabında Amerika’da Özal’la ilgili bir “ikilem”i yazar.

    Özetle der ki:

    “ABD’de Özal’la ilgili iki görüş çatıştı. Birisi, Özal’ın geçmişteki MSP’den adaylığını hatırlatarak, onun gizli bir İslamcı olduğunu, takıyye yaptığını ve ona güvenilmemesi gerektiğini ifade ederken, diğeri “Evet Özal dindar bir insan ama nihayetinde Müslüman bir ülkeden söz ediyoruz, onun dindar olması normal ama o Batı’da büyük kuruluşlarda çalıştı, eşi de modern bir kadın” diyerek Özal’dan rahatsız olunmaması gerektiğini kaydetti.”

    Şu sıralar The Atlantic dergisinde Jeffrey Goldberg’in Obama ile yaptığı uzun görüşmelerin 19 sayfayı bulan notlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilişkin bölümlerle, ABD’nin iki eski Türkiye Büyükelçisi, Morton Abramowitz ve Eric Edelman’ın New York Times’da çıkan yazıları bana bir kere daha, ABD’de bir Türk lider hakkındaki “ikilem”i hatırlattı.

    Evet, Goldberg, Obama’nın Erdoğan’la ilgili tırnak içindeki sözlerini yansıtmıyor. İzlenim veriyor. İzlenimleri de hoş değil. Mesela şöyle bir ifade:

    “Başlarda Obama, Erdoğan’ı Doğu ve Batı arasında bölünmeye köprü olacak bir tür ılımlı Müslüman lider olarak gördü ama Obama şimdi onu bir başarısızlık ve Suriye’ye istikrarı getirecek güçlü ordusunu kullanmayı reddeden bir otoriter olarak düşünüyor.”

    İki eski büyükelçi ise öyle örtülü ifadeler arkasına sığınma gereği duymadan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “ya istifa etme ya da reform yapma” çağrısında bulunuyor.  

    Bunların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye yapacağı gezi öncesine denk gelmesi de hoş değil.

    Nitekim Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın iki büyükelçiye twitter üzerinden “Kendini sömürge efendisi zanneden iki eski ABD Büyükelçisi ‘Erdoğan istifa etsin’ yazmış. Türkiye’ye talimat verdiğiniz günler geçti beyler” tepkisini veriyor.

    Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik ise Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili ifadelerin Goldberg’in yorumu olduğuna işaret ederek “Bu ifade kabul edilemez, doğru da değil. Bunu kınıyoruz” diyor ve “Daha güçlü bir yalanlama gelmesini süreç içinde beklediklerini” bildiriyor. Bu arada AA kanalıyla ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Mark Stroh’un bir düzeltmesi geliyor. Stroh şöyle diyor: “Erdoğan, DAEŞ karşıtı koalisyonumuzda önemli bir ortaktır ve bu yönetim NATO müttefiki olan Türkiye’nin güvenliğine kesin olarak bağlıdır.”  

    İkilem, dedik ya... İsterseniz bunlara ABD’nin kafası karışık, diye de bakmak mümkün. Bunun Ortadoğu’daki gelişmeler konusunda Türkiye - ABD ilişkilerine yansıdığını da görüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye yönelik “Kiminle dostsun, müttefiksin, stratejik ortaksın?” sorgulamaları da mukabil duyguların ifadesi açısından dikkat çekiyor.

    Goldberg’in Obama ile görüşme notlarında ABD Başkanı’nın bölgedeki başka ülke ve simalarla ilgili kanaatler ve değerlendirmeler de var. Mesela ABD’nin Esed’le ilgili tavrının değişmesinde IŞİD’in kafa kesme görüntülerinin bulunduğu görüşü... Endonezya’daki İslami gelişmelerin yönü ve bunda Suud etkisi, Suud-İran nüfuz mücadelesi vs...

    Şu anda Türkiye’de daha çok olayın Obama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilişkin yaklaşımı öne çıkıyor. Bir çevre, Obama’nın tavrından içerde “Erdoğan karşıtlığı”na malzeme bulmaya çalışıyor, diğer yandan ise tepkiler geliyor.

    Ancak olayın Türk - Amerikan ilişkilerine dair daha geniş bir boyutu olduğu unutulmamalı. Obama’dan ayrı iki eski Büyükelçinin değerlendirmelerinin ABD’de nasıl bir lobinin bakışını yansıttığını da dikkate almak gerekiyor. Olay Cumhurbaşkanlığı ve Hükümet seviyesinde, sadece “Erdoğan ekseni”nde mi değerlendirilir; ben öyle olacağını da düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Ak Parti’nin de taa yola çıkarken, ABD ile ilişkileri daha boyutlu değerlendirdiğini sanıyorum. Şimdi de Ortadoğu’daki gelişmelerde dargın-barışık her durumda Türkiye - ABD ilişkilerinin ciddi önem taşıdığı açık. Onun için birkaç gün önceki yazımda “ABD ile her şeyin yeni baştan konuşulması gerektiği”ni ifade ettim. Bence bu mesele hayatiyetini her gün daha çok artırıyor.