STAR ANA SAYFA - 01 Haziran 2016 Çarşamba
Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

Bekir Coşkun olarak Nuray Mert

  • 12 Mart 2016 Cumartesi
  • Onca müktesebat, onca entelektüel birikim, onca bilimsel yayın, onca akademik kariyer... 

    Sonra gel başımıza “Türkiye şeriat devletine mi gidiyor?” diyen Bekir Coşkun kesil...

    Efendim, Necip Fazıl’ın zikrettiği “başyücelik devleti” mi kuruluyormuş?

    Hilafet mi ihya ediliyormuş?

    Dubai modeli bir şeriat devletine mi gidiliyormuş?

    Ne oluyormuş?

    Gizli bir ajandaya sahip bulunan bu hükümet (daha doğrusu bu Recep Tayyip Erdoğan) niçin çıkıp niyetini açık açık konuşmuyormuş?

    Nuray Mert, Cumhuriyet gazetesindeki yazısında bu sorulara cevaplar arıyor... Daha doğrusu, bulduğunu zannettiği cevapları sıralayarak, kendince “laf sokma girişimlerinde” bulunuyor. Lafını da bir güzel sokuyor. Bu konuda maharetli olduğunu biliyoruz

    Hayır, elbette Nuray Mert’in “cevap arıyormuş gibi” yaptığı sorulara cevap verecek değilim... Bana ne! Ufukta, zikrettiği türden bir tehlike görmediğim için şimdilik gülümseyerek geçiştiriyorum. Paranoya demeyeceğim... Paranoyanın da bir ciddiyeti, ne bileyim, bir haysiyeti var. Ayrıca, cevabını bildiği sorular sorarak “pislik” yapan, bunu da bir hanımefendiye yakışmayacak “kurnazlıkla” kamufle etmeye çalışan (kavramlaştırarak kamufle etmeye çalışan) birine ne söyleseniz boş!

    Bekir Coşkun rolü yapan birine ne söyleyebilirsiniz ki?

    Sadece rolünü (yapaylığını) hatırlatırsınız.

    Utanacak yüzü varsa, utanır.

    Hayır, elbette utanmayacaktır. Devletin, tıpkı “Dersim tenkili” döneminde olduğu gibi, bölgeye (Güneydoğu Anadolu bölgesine) duble yollarla “şiddet” götürmek istediğini söyleyen bir hanımefendidir bu. Bir erdem beklememek gerekir.

    Hayatı Kürtlerden nefret etmekle geçmiş bu hanımefendi, nasıl olduysa, tarihin bir aralığında, “birden” Kürt dostu kesiliverdi: HDP’lilerle (o zamanki BDP’lilerle) poz vermeler, bölge gezilerine eşlik etmeler, seçim otobüsü üzerinde zılgıt çekmeler, “Kürt halayına” kaynak yapmalar, terör örgütünün televizyon kanalında ahkâm kesmeler...

    Kaderin garip cilvesine bakın ki, “tarihin bir aralığında” Kürt dostu kesilen bu hanımefendi, çözüm süreci başlayınca (yani silahların bırakılması gündeme gelince) zılgıt arkadaşlığı yaptığı Kürt siyasetçilerle aynı karede görünme “gayretinden” vazgeçti ve eleştirilere başladı.

    Herhalde, “Bunlar bizi AKP’ye satıyor” diye düşündü.

    Böyle düşünen mebzul miktar “liberal” görünümlü çakal türemişti o günlerde. Hatta biri, gazetecilik araç gereçlerini alıp dağlara vurmuştu; “Sakın silah bırakmayın. Ne karşılığında silah bırakacaksınız ki? Bu Erdoğan sizi satar...” diyerek, terörist ayartıcılığına girişmişti.

    Hanımefendi boş durur mu?

    O da, “Çözüm AK Parti’yle olacaksa, hiç olmasın” demeye getiren yazılar yazdı... Ama kurnaz olduğu için bunu bu netlikte söylemedi. Tıpkı, “demokrasi olmadan çözüm olmaz” diyen refiki Mehmet Altan gibi, bin dereden su getirerek, bu işin niçin olmayacağını, daha doğrusu niçin olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştı...

    Bunu da “defansla” gizledi: Yanlış anlamamalıymışız, kendisi de çözüm taraftarıymış.

    Hiç yanlış anlamadık.

    Bilakis doğru anladık.

    Kürt meselesi konusunda yazdıklarını “büyük bir dikkatle” okuduk.

    Satır aralarını kurcalarken de şunu gördük:

    Hanımefendi, “AK Parti’ye yarayacaksa çözüm hiç olmasın” düşüncesinin tipik temsilcilerinden biridir ve tamamen kötü niyetlidir!