STAR ANA SAYFA - 26 Mayıs 2016 Perşembe
Ahmet Taşgetiren

atasgetiren@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

Bu fotoğraf kime ne diyor?

  • 07 Ocak 2016 Perşembe
  • 2015’te “Yılın fotoğrafı” kıyıya vurmuş Aylan Bebek miydi? 2016’da “Yılın fotoğrafı” çok erken çekilmiş olmalı. Bu defa kıyıya vuran 34 Aylan Bebek... Bir, iki, üç, dört... ve otuzdört. Yüzleri kuma gömülmüş çocuk cesetleri... Aylan Bebeği bir jandarma eri kucağına alıp, insanlığın vicdanına sunmuştu. Bu defa bir jandarma eri çocuk cesetlerinin yüzüne gözüne bulaşmış kumları ayıklarken yansıyor vicdanlarımıza.

    Kıyıya vurmuş cesetlerin üzerlerinde can yelekleri var. İçleri atık maddelerle doldurulmuş ve işe yaramaz 
    hale gelmiş o can yelekleri de insan kaçakçılığına dönüşen “Mülteci soygunları”nın bir başka vurgun alanı. 
    Ah şu insanın ve insanlığın tükenmişlik hali!

    Ne denir bu insanlığımızı sorgulayan manzaralar karşısında ki?

    Aylan Bebek, “mülteci sorunu”nda Avrupa’da bir vicdan ayaklanması gerçekleştirmişti. Türkiye ile görüşmeler oldu falan... Sonra?

    İşte 34 ceset daha...

    Şimdi ne yapılacak?

    Avrupa ile ne görüşülecek?

    Türkiye 2.5 milyon mülteciyi barındırıyor topraklarında. Kamplarda veya hayatın içinde...

    Bunlar artık haber olmuyor. İş hayatı içindeki Suriyeliler vs. artık Türkiye’nin ve dünyanın normallerinden...

    Ama kıyılarımıza cesetler vurduğunda mülteci sorununun yürek yakan kısmı yeniden alevleniyor. 
    “Türkiye ve mülteciler” gündeminin parçası olarak...

    Batman’da çadırda yaşayan bir mültecinin 4 aylık bebeği soğuktan donduğunda yine “Türkiye ve mülteciler” başlığı altında haberleşiyor.

    Suriye’de yaşanan faciayı anlatamadık dünya vicdanına. “Bu bombardımanlar insanları ve şehirleri vuruyor, bunlar bombardımandan canını kurtarabilen insanları milyon milyon ülkesini terk etmeye zorlar” dedik, duyuramadık. Amerikası, Rusyası, İran’ı, stratejik hesapların içinde kayboldular, daha kötüsü savaşın rantının hesabı içine girdiler. Avrupa, mülteciler kapıları zorlamaya başlayıncaya kadar Esed zulmüne dair üç maymunu oynadı.

    Kıyılarımıza vurmuş bu çocuk cesetleri kimin günah hanesine yazılacak?

    Bence Türkiye, bu olayı yeniden değerlendirmeli.

    Olay, Avrupa ile mülteci göçlerini konuşmakla sınırlanacak gibi değil.

    Kıyılarımıza vuran cesetler, her şeyden önce “insani boyut”uyla dünyanın duygularını harekete geçiriyor.

    O zaman Türkiye’nin öncelikle 
    bu insani boyuta sahip çıkması ve onu bütün dünyada sıcak gündem halinde takip edecek bir misyon oluşturması gerekiyor.  

    Şu sebeple ki:

    - Suriye savaşının süper güçlerin rant alanı olmaktan çıkarılması ve insanlığın ödediği bedel boyutuyla gündem olması için... Dünya, Rus bombardıman uçaklarının, Esed’le işbirliği halinde ana okulları dahil sivil alanlara yönelik cinayetlerini nasıl görecek değilse?  

    - Mültecilerin Avrupa umuduyla insan kaçakçılarının elinde sömürülmesinin ve çürük botlarla denizde facialara kapı aralanmasını önleyecek tedbirler alınması için... (Bir soru: Sahil güvenlik birimlerimizin bugüne kadar denizde 90 binin üstünde mülteciyi kurtardığı bildiriliyor. Peki bu botların denize açılmasını önlemek mümkün değil mi?)

    - Yeni göçleri önleyecek tedbirlerin Suriye’de alınabilmesi için...

    - Türkiye’dekiler dahil, farklı ülkelerdeki mültecilerin özellikle kış şartlarında insanca şartlarda yaşamaları 
    ve yeniden yurtlarına dönebilmelerini temin için...

    Oluşturulacak misyon kanaatimce sırf “insani bir çığlık” gibi hareket etmeli. Mesela konu Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin bir boyutu gibi değil, ondan ayrı ve bir insanlık problemini görüşür gibi ele alınmalı. BM nezdinde bu çığlık en yüksek tonda seslendirilmeli, İslam İşbirliği Teşkilatı, belki her küresel kurumdan önce harekete geçirilmeli vs.

    Endişem şu:

    Kıyılarımızdan yola çıkan ve yine kıyılarımıza vuran çoğu kadın, çocuk mülteci cesetleri dünya kamuoyunda Türkiye’nin mülteciler konusunda gösterdiği büyük insani gayreti gölgeleyebilir. Bence konu daha özel bir planlamayı gerektiriyor.