STAR ANA SAYFA - 31 Mayıs 2016 Salı
Fadime ÖZKAN

fozkan@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

CHP’nin tüm hesabı rejim krizi üstüne

  • 14 Mart 2016 Pazartesi
  • Aslan: CHP başta olmak üzere muhalefetin parlamenter sistemi savunmasının temel nedeni, parlamentoda hükümetin zor kurulup kolay düşürülmesi ve irade parçalandığı için rejim krizlerine gebe olmasıdır. CHP asker ve sivil bürokrasiye yol açmak istiyor.

    İşleyeceğinden umut kesilse de Anayasa Uzlaşma Komisyonu varlığını koruyor. Ancak farklı senaryolar da gündemde. Bu nedenle yeni anayasa-başkanlık tartışmalarına bakmak için İst. Medeniyet Ün. Siyaset Bilimi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Aslan ile buluştuk. Doktorasını Türkiye’de devlet yönetiminde devamlılık ve değişim üzerine University of Delaware (ABD)’de yapan Aslan SETA Siyaset Araştırmalarında da çalışıyor. Aslan’ın Cumhurbaşkanlığı, başkanlık sistemi ve Türkiye siyaseti üzerine rapor ve analizleri var.

    - Tartışma sürüyor ama mevcut Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyondan umudunuz var mı, çalışır mı bu masa?

    Çalışır demek zor gözüküyor. Temel sebebi milli iradenin ne olduğu konusunda siyasi partiler arasında keskin bir ayrışmanın olması. Açarsak, anayasanın temsil edeceği milli irade, CHP tarafından “laikçi” kimlik, MHP tarafından etnik milliyetçi, yani “Türklük” kimliği ekseninde tanımlanmakta. AK Parti ise milli iradeyi dini ve etnik aidiyetlerin ötesinde “ortak medeniyet” kimliği zemininde tanımlamak istemekte. HDP ise sürekli olarak “halk-lar” ifadesini kullanarak en temelde devletin zeminini teşkil eden milli irade kavramını yıkarak toplumsal parçalanmayı körüklemek ve Türkiye’den kopuş için gerekli psikolojik ve siyasi şartları oluşturmaya çalışmaktadır.

    AYAK SÜRÜMEK İÇİN ARAÇSALLAŞTIRDILAR

    - Dört parti de yeni anayasa vaadinde bulundu ama dördü de yeni anayasa için çalışıyor demek mümkün mü?

    1982 Anayasası’yla çelişen ve değişmesi için mücadele veren tek partinin “medeniyet” kimliği ekseninde bir toplum tasavvuruna sahip AK Parti olduğunu söylemek abartılı olmaz. HDP 1982 Anayasası’nın Kürt kimliğini dışlayan ruhunun ayrılıkçı ve pan-Kürdist siyasetini meşru kılması, CHP ve MHP ise 1982 Anayasası’nın ruhunun laikçi ve etnik Türkçü kimliklerin karışımından oluşması nedeniyle anayasanın değiştirilmesine karşıdırlar. Ancak muhalefet yeni ve sivil anayasaya büyük destek veren toplumun tepkisinden çekinerek niyetlerini gizlemeye çalışıyor. Bu amaçla CHP, MHP ve HDP özellikle başkanlık sistemi karşıtlığını araçsallaştırıyorlar.

    - Nasıl araçsallaştırıyorlar?

    Bu araçsallaştırma, başkanlığın partilerce kendi ideolojilerinde temellenen argümanlarla reddedilmesinde kendini ele veriyor. CHP sosyal-demokrat ideolojisine paralel olarak başkanlığı “tek-adamlık,” MHP milliyetçilik ekseninde “parçalanma” ve HDP radikal-demokrat çizgisi ağır bastığında “otoriterlik,” pan-Kürdist çizgisi devreye girdiğinde ise “Kürt halkını ezecek savaş politikaları” ile anlamlandırıp eşitlemektedir.  

    BASKIN ERKEN SEÇİM OLABİLİR

    - Komisyon çalışmazsa AK Parti B planını yürürlüğe sokacak. Ne bekliyorsunuz 330 arayışı ve referandumdan?

    AK Parti kurmaylarının komisyondan bir sonuç alamayacağını düşündüklerini kestirmek zor değil. Ancak öncelikle toplumdaki uzlaşma ihtimallerinin değerlendirilmesi ve tüketilmesi, bunun ardından gerçekten bir anayasa yapım sürecine geçilmesi gerekiyordu. İzlenen sürecin siyaseten doğru olduğunu söylemek gerekir. Bundan sonraki süreçte ilk olarak, yeni anayasa taslağını referanduma götürebilmek için gereken 330 milletvekilinin desteğini almaya yönelik hamlelerin yapılacağını beklemeliyiz. Bu noktada AK Parti muhalefet partilerinden milletvekili transferi gibi etik olmayan yollar yerine, parlamento üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmaya yönelik adımlar atacaktır. Yani yeni anayasayı kamuoyu gündeminde tutarak ve tartıştırarak yeni anayasaya yönelik kamuoyu desteği yukarı çekilip parlamentoda buna direnen partiler üzerinde baskı oluşturmaya çalışacaktır. Bu baskı erken seçim ihtimaline endeksli bir baskı olacaktır.

    - Başbakan, bakanlar erken seçimi reddediyor?

    Her ne kadar erken seçim ihtimali yok dense de, şartlar birden o noktaya gelebilir. Bu ihtimali tüm partiler hesaba katıyordur. Böyle bir durumda MHP ve HDP’nin baraj altı kalması ihtimal dahilinde. Ki iki parti de anayasa tartışmalarından bağımsız olarak bir süredir yanlış siyasi hamleler nedeniyle kan kaybediyor.

    - Bahçeli bu ihtimale karşı bir hamle yaptı geçen hafta, AK Parti’yi yüreklendirdi?

    MHP’nin Komisyonda kalmaya ve anayasa taslağının referanduma götürülmesinde ihtiyaç duyulan 14 milletvekiline yönelik müspet açıklamaları var. MHP’nin son terör olayları sürecinde elde kalan milliyetçi oyların bir kısmının daha AK Parti’ye kaydığını gördüğü ve parti için yaşamsal önemi olan milliyetçi söylemi elinden kaçırmamak için anayasa yapımına yönelik açıklamalar yapmak zorunda kaldığını belirtmek gerekir. Yine aynı şekilde, bu açıklamalarla siyasi sorumluluk kokan bir duruş sergileyip, son dönemde iyiden iyiye ülke menfaatlerini ikinci plana itme eğilimi içerisindeki CHP-HDP çizgisiyle arasına mesafe koymak zorunda hissettiğini de söylemeliyiz. Ancak nihayetinde MHP başkanlık ve dört maddeyi öne sürerek AK Parti’ye destek çıkmayacak ve zikzak çizmeyi sürdürecektir.

    104. MADDE İLE MECLİSİ  BY-PASS MÜMKÜN

    -  Ya B planı işlemezse?

    O zaman ya anayasa yapımından vazgeçmek ya erken seçime giderek anayasa için gerekli milletvekili sayısını tutturmaya çalışmak ya da anayasa değişikliği için başka bir formül bulmak zorunda. AK Parti’nin yeni anayasadan ve başkanlık sistemi ısrarından vazgeçeceğini sanmam. İkinci ihtimal olan erken seçim bir şekilde AK Parti’nin gündeminde olacaktır ve eğer şartlar istediği noktaya gelirse böyle bir karar almaktan çekinmeyecektir. Ancak bu noktaya gelmeden üçüncü bir ihtimal daha var.

    - Nedir o ihtimal?

    Cumhurbaşkanı anayasayı bir derece zorlayarak ve esneterek, başbakan ve kabinesinin de desteğini alıp, komisyonda hazırlanan yeni anayasa taslağını parlamentoyu by-pass ederek doğrudan halka götürme yoluna gidebilir. Anayasa’da Cumhurbaşkanının yetkilerinin sayıldığı 104. maddede Cumhurbaşkanının anayasa değişikliklerini referanduma sunma yetkisinden bahsedilmektedir. Bu daha çok Cumhurbaşkanının parlamentoyu yasama anlamında sınırlama ve denetleme işlevini kapsasa da, farklı bir şekilde yorumlanmaya da açıktır. Bu cüretkâr hamlenin yapılabilmesi için kamuoyundan ciddi bir desteğin alınmasının gerektiğini söylemeye gerek yok sanırım. Halkın darbe anayasası ile yönetilmek ile sivil ve demokratik bir anayasa ile yönetilmek arasında kararını ve niyetini daha yüksek sesle dillendirmesi gerekmektedir.

    MUHALEFETİN BESİN KAYNAĞI VESAYET

    -  Başkanlık ve yeni anayasa konuları birbirinden ayrılmalı tezine ne diyorsunuz?

    Üzerinde durulması gereken iki nokta var. Öncelikle yönetim sistemi konusunda net bir tavır almadan yeni anayasa yapmak mümkün değil. Erklerin kuruluşu, işleyişi ve aralarındaki ilişkilerin anayasada açıkça yazılması gerekiyor. Yani, yeni anayasa yapım sürecinde bir şekilde bir yönetim sistemi tercihi yapmak zorundayız. Bu noktadan bakıldığında başkanlık ile yeni anayasayı birbirinden ayırmak mümkün değildir. Şayet başka bir yönetim sistemi tercihi yapacaksak, mesela parlamenter sistem, onu da yeni anayasayla birlikte tartışmamız gerekir. Yönetim sistemi ile anayasayı birlikte ele alma sorunu -ki bu bir sorun olarak tanımlanır mı orası da tartışılır- mutlaka yaşanacaktır. Hal böyleyken, bu iddianın arkasına baktığımızda başkanlık sistemine itirazın başka bir şekilde dillendirilmesinden öte bir şey olmadığını görürüz. Elbette başkanlığa muhalefetin bu denli karşı olmasının da anlaşılır bir tarafı var. Toplumun merkezini tutamayan, dolayısıyla siyaset kurumu üzerinden iktidara gelme ihtimalinin olmadığını düşünen bir akıl yürütmeyle karşıtlık oluşuyor. Başkanlığın yürütme erkini yönetim sisteminin merkezine alarak siyasi iradeyi güçlendirmesi, vesayetten beslenmeyi alışkanlık edinmiş muhalefeti haliyle rahatsız ediyor.

    SİYASET DEĞİL VESAYET HAKİM OLSUN DİYE

    - Mesela?

    Örneğin son dönemde CHP başkanlık karşısında “güçlendirilmiş parlamentarizm” önerisi ile gündeme geldi. Ancak CHP’nin kastettiği sistem ile bu sistemin dünyadaki uygulamaları arasında açık bir tutarsızlık var. Açacak olursak, güçlendirilmiş parlamentarizm yürütme erkinin parlamenter sistem içerisinde merkeze alınmasını öngörür, yani hükümetin kurulmasının kolaylaştırılması, güvensizlik oyu ile düşürülmesinin zorlaştırılması ve cesur kararlar almasının sağlanması öngörülür. CHP’nin önerisi ise parlamenter sistem içerisinde yasamanın merkezde olmasına dayanıyor. Bunu yasama erkinin güçlendirilmesi şeklinde de anlamamak gerekir. Tam tersine, hükümetin parlamentoda zor kurulması, kolay düşürülmesi, ülke yönetimine dair ciddi kararlar alamaması, karar alma süreçlerinin yavaşlaması ve parlamentoda siyasi iradenin olabildiğince parçalanması amaçlanıyor. Bunun sonucunda bir yönetim krizinin başgöstereceği ve bunun da bir rejim krizi için gerekli şartları doğuracağı hesap ediliyor. Kısaca, demokratik siyasetin işlevsizleşmesiyle askeri ve sivil yüksek bürokrasinin siyaset kurumunu by-pass ederek yönetimi ele almasının yolunun yapıldığını söylemek abartı olmaz.

    Kısa, özlü ve esnek bir anayasaya ihtiyaç var

    - Muhalefet cephesinde sık sorulan soru şu: “Yeni anayasaya neden gerek var ki, zaten değiştirildi ya birçok yeri”?

    Bunu diyenlerin “ilk 4 maddeye dokundurmayız” diyenler olması niyetin anayasanın bütününe ilişkin bir değişikliği istemediklerini söylüyor bize. İlk dört maddede ima edilen devlet-toplum ilişkisi ve vatandaşlık tanımı -Atatürk milliyetçiliği- günümüzün toplumsal gerçekliğinin ve uluslararası standartların gerisinde. Bu farkın kapatılması, darbe anayasası yerine sivil ve demokratik bir anayasasının yapılması gerekiyor. Erkler arası ilişkiler ve yönetim sistemi konusunda da belirsizlik, yetki-sorumluluk dengesizliği ve karmaşası var. Daha kısa, özlü ve esnek bir anayasaya ihtiyaç var.  

    Darbe ruhu 2002’den beri siliniyor ama...

    - CHP anayasadaki darbe izlerini temizleyelim yeter diyor? 

    AK Parti 2002’den beri CHP’nin bu arzusunu yerine getirmeye çalışıyor zaten. Ancak CHP’nin bu süreçte iktidara olumlu bir katkısının olduğunu söylemek neredeyse imkansız. Bu minvalde atılan her adımda toplumun ve iktidar partisinin karşısında yer aldı. Cumhurbaşkanının seçimi, yargı reformu, asker-devlet ilişkilerinin demokratik bir çizgiye çekilmesi, demokratik açılım, kişisel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi darbe izlerinin silinmesine ve demokratik siyaset alanının genişletilmesine yönelik her hamleyi engellemeye çalıştı. Söylemde demokratik ve özgürlükçü, eylemde otoriter ve vesayetçi bir çizgi takip etti CHP. Halk da gördü bunu.

    Muhalefet öcü masalıyla korkutmak istiyor

    - Başkanlığın tek adamlık diktatörlük olduğu gibi bir öcü masalı anlatıyor muhalefet. Korkmalı mıyız başkanlıktan?

    Başkanlık sistemi parlamenter sistem gibi demokratik bir yönetim sistemi. Güçler ayrılığına ve hukukun üstünlüğe dayanıyor. Parlamenter sistemden ayrıldığı nokta yürütme ve yasama seçimlerinin ayrı ayrı yapılması ve hükümet ve yasama organlarının görev süreleri dolana kadar görevde kalmaları. Dolayısıyla başkanlık, güçler ayrılığının çok daha net olduğu, ancak yürütmenin daha ön planda olması dolayısıyla istikrarsızlığın ve otorite boşluğunun çok daha az ihtimal dahilinde olduğu bir sistem. Aksini iddia edenler, merkeze yönelik siyaset üretmek yerine başkanlığı canavarlaştırıyor. 

    RÖPORTAJIN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ