STAR ANA SAYFA - 27 Mayıs 2016 Cuma
Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

‘Diliniz kaba, vicdanınız taş’

  • 05 Mart 2015 Perşembe
  • Daha ağır ifadelerle mukabelede bulunmak isterdim. Bunu hak ediyorsunuz. İçimden daha fazlası geçiyor... “Kabataş hadisesi”nin esasında vuku bulmadığını kanıtlama telaşınız ve zavallılığınızla daha fazlasını hak ediyorsunuz. 

    Mobese kayıtlarından alınmış ve ketmedildiği besbelli 1.5 dakikalık görüntüyle mi kendinizi temize çıkaracaksınız?

    Devriminizin nezahetini böyle mi savunacaksınız?

    Bir insan bir beyanda bulunuyorsa, yani saldırıya uğradığını söylüyorsa; üstelik saldırıya uğradığına dair elinde kapı gibi Adli Tıp Kurumu raporu varsa, normal insanların yaptığı şeyi yaparsınız.

    İnanırsınız ya da inanmazsınız...

    İnanmama yolunu seçerken de, herhalde, “militarist” düşünür Ömer Laçiner’in yaptığını yapmazsınız, pornografik merakla sağa sola saldırıp, “Hani görüntü? İlle de görüntü isterim. Aşağısı kurtarmaz...” diye rezilliğin dibini bulmazsınız.

    İnanabilirsiniz de... “Beyan esastır” çünkü.

    Normal bir dimağ beyanı asıl alır. Almalıdır...

    Nitekim polis tarafından karakola çekilip çırılçıplak soyulduğu iddia edilen 20 Gezi’ci kadın için bu düsturun geçerli olduğunu söylemiştiniz, “Beyan esastır. Hanımefendiler böyle diyorsa, böyle olmuştur” demiştiniz. Biz de kabul etmiştik.

    Hayır, “Zehra gelin” yalan söylüyormuş...

    Zehra gelinle röportaj yapan Elif Çakır yalan söylüyormuş...

    Elif Çakır’a destek çıkan yandaş kalemler yalan söylüyormuş...

    Kimsenin inanç ve değer tercihlerine saldırmamışlar... Başörtüsü düşmanlığı yapmamışlar... Kendilerine benzemeyeni ötekileştirmemişler... Dolayısıyla, Zehra geline saldırmaları, bebeğini darp etmeleri mevzu bahis olamazmış. Bunu, görüntüler de doğruluyormuş.

    Öyle miymiş?

    Peki, görüntülerin doğruladığı rezilliklerinizi nasıl tevil edeceksiniz?

    Cam-çerçeve indiren militanlarınızı... Üçüncü köprüye olmadık isimler takan çiçek çocuklarınızı... “Devrimciler burada, makarnacılar nerede?” höykürtülerinizi... İçinde başörtülü bulunan arabaların üzerinde tepinen kart devrimcilerinizi... “O... Ç... T...” pankartlarınızı, “Geber Tayyip” dövizlerinizi... “Öteki”ne ölümü reva gören yaratıcı sloganlarınızı...

    Nasıl açıklayacaksınız?

    Efendim, Gezi bir “devrim”miş... Herkes için yaşanabilir bir dünya kurmak istiyorlarmış...

    Halkı küçümseyerek, kendinize benzemeyeni en pespaye sözcüklerle aşağılayarak mı kuracaktınız “herkes için yaşanabilir bir dünya”yı?

    Makarnacı ve kömürcü halk yığınlarına karşı “seçkinci beyaz Türk bayrağını” yükselterek mi? Yollarda barikat kurarak, ortalığı yakıp yıkarak, tencere-tava çalarak, başörtülü avına çıkarak, ezanı yuhalayarak, sokakları ateşe vererek, çocukları militanlaştırıp ölüme sürerek mi?

    Perinçek grubu sağdan vuracaktı, “ulusalcı sol” soldan vuracaktı, Halk TV kışkırtıcı yayınlarıyla müşteri toplayacaktı, Meltem Ünal Erzen hanımefendi otobüs seferleri düzenleyecekti, Kemal Kılıçdaroğlu “çocukların gözlerinden öpecek”ti, Can Dündar “Annelerinin elinden çocukları zorla alınıp götürülüyor” diye ortam kızıştıracaktı, pisi pisine birkaç genç ölecekti ve böylece“devrim aşamasına” gelinmiş olacaktı...

    Tahayyülünüzdeki dünyayı görmedik sanki...

    Sanki hiç yaşamadık!

    Herkes için yaşanabilir dünyayı hangi ideolojik körlük ve bağnazlıkla cehenneme çevirdiğinizi bilmiyoruz sanki.

    Doksan yıldır nasıl yönetiyordunuz ki?

    Hangi argümanlarla egemenliğinizi sürdürüyordunuz ki?

    Mustafa Kemal, Lenin, Deniz Gezmiş, Che Guevera posterleriyle esasında ne demeye çalışıyordunuz ki?

    Diliniz kaba, vicdanınız taş, anladık da...

    İdrakiniz de yokmuş.

    Bunu da gördük.