STAR ANA SAYFA - 28 Mayıs 2016 Cumartesi
Hüseyin Gülerce

hgulerce@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

Erdoğan’ı eleştirmemek

  • 26 Şubat 2016 Cuma
  • Dava arkadaşlarının, en yakın dostların birbirinden uzaklaştığı zor bir dönemden geçiyoruz. Şartlar, teneffüs ettiğimiz hava o kadar ağır ki, birbirinden uzaklaşmak istemeyenler bile fazla direnemiyor, bu ağırlığa dayanamıyor.

    Şüphesiz dava arkadaşı da olsa, en yakın dost da olsa, insanların aynı şekilde düşünmesi mümkün değildir. Bir akademisyen arkadaştan duymuştum güzel bir söz var; “İnsanlar tek nüsha kitap gibidirler.”

    İçine düştüğümüz kutuplaşma, gerilim ve çatışma ortamında inanç, düşünce, fikir farklılıklarına rağmen nasıl bir arada olacağız? İşte başımızda bir bölücü terör örgütü gailesi var. Şehitler veriyor, vatanın bütünlüğünü korumaya çalışıyoruz.

    Mümince yaşayabilsek, problemlerin çözümünü kolaylaştıracağız. İnsan eşref-i mahlûkattır, herkesi Allah yaratmıştır. Herkes saygıya layıktır. Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek, hoş görmek, Allah için affetmek, ayetin gereği “kötülükleri iyilikle savmak”, hayır ve iyiliklerde koşturmak, kötülüklere mani olmak, bunlar zaten müminin inancı, ahlakıdır. Buradan çatışma, kavga, kopma çıkmaz.

    Bugün madem “ileri demokrasi” savunuluyor, onun da mayası hoşgörü, diyalog, uzlaşmak ve herkesin konumuna saygılı olmak değil mi? Bu ilkelere samimi olarak evet diyorsak, o zaman fikir ve ifade hürriyeti, düşünce özgürlüğü açısından kimsenin kimseye bir diyeceği olamaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı olunacağı gibi, onu desteklemek de aynı derecede bir haktır. Kimse “neden Erdoğan’ı desteklemiyorsun” ya da “neden Erdoğan’ı destekliyorsun” diye eleştirilemez, kınanamaz.

    Bu konuda bazıları ile bir türlü anlaşamadığımız iki husus var.

    Birincisi, Erdoğan’a karşı olma, onu eleştirme bir düşmanlığa dönüştürülüyor. Öyle ki, Cumhurbaşkanına hakaret kanunen suç olduğu halde, bunu bile bile kendisine hakaret ediliyor. Sonra da “en çok hakaret davası açan Cumhurbaşkanı Erdoğan...” diye tezvirat yapılıyor. Bunun fikir ve ifade hürriyeti, düşünce özgürlüğü ile alakası yok.

    İkinci husus, Erdoğan karşıtlığı üzerinden Türkiye’ye saldıranlar var. Dertleri Erdoğan değil, Türkiye... Bir Erdoğan düşmanlığı cephesi oluşmuş. Türkiye’nin Cumhurbaşkanını darbe dâhil her yol ile etkisiz kılmak için uğraş veren, dayanışma içerisinde olan bir cephe var. Dışarıda ABD, AB, İsrail, Rusya, İran, Suriye var. İçeride bir kısım medya, akademi dünyası, siyaset erbabı var.

    Bu fotoğraf karşısında ben içinden geçtiğimiz ağır şartları dikkate alarak, zaruret kaidesinin bugünler için geçerliliğine inanarak -vicdanî kanaatim bu, vicdanıma da kelepçe mi vurulacak- safımı belli ediyor ve Sayın Erdoğan’ı destekliyorum. Bu ülkenin Cumhurbaşkanına, en acımasız saldırılar yapılırken ve yeni düvel onunla uğraşırken ben Cumhurbaşkanımıza sahip çıkıyorum. Bu konuda yıllarca aralarında bulunduğum Gülenciler tarafından bir yığın iftiraya da uğradım. Korktu dediler, villa aldı dediler, milletvekili sözü aldı dediler, en sonunda da “Hocaefendi’nin yerinde gözü var” dediler. Sosyal medya üzerinden küfür ve hakaret organizasyonları yaptılar. Bunlara sesini çıkarmayan, hatta yol veren F. Gülen’den hesap gününde davacı da olacağım.

    Beklentisiz yaşadım, beklentisizlik şiarım benim. Erdoğan’ın yanında, safında duruyor ve bugün onu eleştirmiyorsam, bu Sayın Erdoğan’ın şahsıyla ilgili değil. Tamam, tanıdığım günden beri sevdim, saydım. Siyaseten eleştirdiğim, belki gücendirdiğim de olmuştur. Ben Sayın Erdoğan’a, Türkiye’nin ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Türkiye bir fetret devri yaşıyor gibi. Erdoğan, bana göre bugünün Çelebi Mehmed’idir. Ben Sayın Cumhurbaşkanını, birliğimizi sağlayacak, devletimizi güçlendirecek, ülkemizi kalkındıracak bir lider olarak görüyorum. “Ehem, mühime tercih edilir” kaidesi uyarınca da Sayın Erdoğan’ı destekliyorum. Mühim, önemli demektir. Ehem ise en önemli demektir. Önceliğimi en önemliye veriyor, şu zaruret halinde kendisini eleştirmeyi değil, ona ülkem ve milletim adına sahip çıkmayı önceliyorum.

    Anlayışım böyle, vicdanımın sesi böyle, 19 yaşımdan beri savunduğum, “dava” dediğim değerlerin bana yol göstermesi böyle...