İnsan arkadaşını satar mı?

Demiştim, “Bunlar kan döken PKK’yı seviyor... Kan dökmeyen PKK’yı ise ‘suç ortağı’ olarak görüyor...”

Haklı çıktım...

Bütün o Oslo sürecini, müzakereleri, çözüm görüşmelerini eleştiren; PKK zımni çatışmasızlık sürecine onay verdiği için hafakanlar geçiren; “Silah miadını doldurmuştur, artık siyaset yapma zamanı” diyen Öcalan’ı “bebek katili”, “terörist başı” sözleriyle vuran CHP, yeni bir “siyasi hamle” yapmış:

Genel Başkan Yardımcıları Bülent Tezcan marifetiyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, (dönemin) Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, (dönemin) Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile (dönemin) İl Valileri, MİT ve ilgili kamu görevlileri hakkında, “terör örgütüne yardım ettikleri” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş.

Dikkatinizi çekerim:

CHP, bir tek silahın bile patlamadığı süreci yargılıyor... PKK’yı geriye dönük olarak “terör örgütü”, çatışmasızlık sürecinin aktörlerini ise “terör örgütünün yardakçıları” ilan ediyor.

Peki, şimdi?

Dönemin aktörlerini kan dökmeyen PKK üzerinden yargılayan CHP şimdi ne diyor?

Kan döken PKK için ne diyor?

Kentleri ve kasabaları “silah deposu” haline getiren, yollara mayın döşeyen, sokak başlarına barikat kuran, asker-polis öldüren, sivilleri yerlerinden yurtlarından eden, keskin nişancılar marifetiyle insan avlayan, camileri ve tarihi mekânları harabeye çeviren şimdiki PKK için ne diyor?

Bu PKK’ya “terör örgütü” diyebiliyor mu?

Bu PKK’nın cinayetlerini kınayabiliyor mu?

Bu PKK’ya yardakçılık yapan HDP’nin muhakeme edilmesi gerektiğini söyleyebiliyor mu?

Bugüne kadar PKK’ya (ve yardakçılarına) yöneltebildikleri tek eleştiri şu oldu: “Hendek kuran arkadaşlar. Tahir Elçi’yi seviyorsanız o barikatları kaldırın.”

Hepsi bu...

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “anlayış” barındıran bu eleştirisi (!) dışında, PKK terörüyle ilgili bir kınama ve ayıplama cümlesi duymadık CHP’den.

DHKP-C’yle ilgili bir eleştiri de duymadık.

Daha önce de yazmıştım:

Bazen ifade biçiminiz ele verir sizi... Sözcük tercihleriniz bilinçaltınızı ortaya serer... “Arkadaşlar” hitabı bunun tipik örneği. Çokça anlayış barındıran bir ifade bu... “Hendek kurmak” ifadesi de öyle... “Kurmak” dediğinizde, yapılan işe farklı bir anlam yüklemiş oluyorsunuz. Çünkü olumlu bir eylemi anlatan bir ifade bu; “inşa etmek”, “meydana getirmek” gibi... “Hendek kazmak” denseymiş, daha doğru olacakmış gibi geliyor bana. Hendek, sonuçta “kazılarak” elde edilen bir menfez...

Burada sözcük seçiminin, bilinçli bir tercihin ürünü olmadığı söylenebilir... Mümkündür... En fazla, “Türkçenin yanlış kullanımı” der geçersiniz.

Fakat geçemiyoruz.

Kurulan (“arkadaşlar” tarafından inşa edilen) hendek gerçekliğinden sonra, “barikat” gerçekliğiyle karşılaşıyoruz ve “Bu kadar bilinçaltı da fazla olmuyor mu birader?” demekten kendimizi alamıyoruz.

Eli roketatarlı, yüzü maskeli “arkadaşlar” sağa-sola hendekler kazıyor, yola mayın döşüyor, uzun menzilli silahlarla asker-polis öldürüyor... Ortada böyle bir gerçeklik varken, Kemal Bey terör faaliyetini kolaylaştıran hendek-menfez çalışmalarını “barikat” sözcüğüyle yumuşatıyor.

Hangi “müstevli ordusuna” karşı kurulmuş o barikatlar? O barikatları tutan eli silahlı kişilerin vasfı nedir? “Arkadaş” olmaları mı?

Diyorum ya, bunlar, kan döken PKK’yı seviyor...

Kan dökmeyen, “barış” diyen PKK’yı ise “suç ortağı” olarak görüyor...

Hani “arkadaşlar”dı?

İnsan arkadaşını “suç ortağı” olarak görür mü?