O bir Amerikalı: Savcı Bharara

"Wall Street Şerifi" lakaplı, dergilere kapak olmuş bir adam. Her ne kadar "şerif"in bizdeki karşılığı "kır polisi" veya "korucu" gibi mahalli ölçekli tanımlara tekabül etse de, kişi Wall Street'de iş görüyorsa, bir basamak sonrası muhtemelen Pentagon'dur şayiası hakim. Hatta bizim siyasetten ümidini yitirmiş çevrelerimizdeki tezahürata bakınca, pekala CHP'nin genel başkanlığına bile davet edilebilir diye düşünüyor insan... Ahmet Hakan'ın Zarrab soruşturması ile ilgili olarak sevinçten zıp zıp zıpladığı yazısını okuyunca, hazır yeni Anayasa'yı da konuşuyorken, çekelim Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay'ın, Danıştay'ın fişlerini, bağlayalım kısa devreden Bharara'ya, sen sağ ben selamet diyesi geliyor insanın...

Hint asıllı oluşuna vurguyla geçiyor tüm haberler, kendisi bundan hoşnut kalır mı emin değiliz. Ama çocukluğunda "Kökler" dizisini ağlayarak seyretmiş bizler, Amerikalı'nın "böyle"sini severiz zaten. Yani biraz renkli olanını, biraz esmer, biraz muhacir, biraz taşra olanını; bak adam çalışmış, çırpınmış, kendisini kabul ettirmiş, aferin, kim bilir büyük ninesi veya büyük dedesi hangi zor koşullarda, hangi gemiyle getirilmişti "yeni dünya"ya deriz... Obama Başkan seçildiğinde de sevinçten kurban kesenlerimiz vardı bizim... Biz sevdik mi böyle severiz, Bharara coşkusunu da makul görmek gerek bir yerde... Nereden baksan beş yüz senelik kadim bir Kristof Kolomb hançeri saplanmış kalplerimiz, hiç tanımasak da Kızılderiliden, Afrikalıdan, Hintliden, Latinlerden yanadır...

Peki kimdir Amerikalı?

1492'de Batı Hint Adaları'na çıktığını zanneden Kristof Kolomb'un yanlışlıkla keşfettiği bu büyük kıtanın eski ve yeni sahipleri arasında nasıl bir kader ortaklığı vardır... Hıristiyanlığı yaymak için gitti, altın ve mücevherle geri döndü Kolomb'un adamları. Ardından sömürgeciliğin uzun tarihi açıldı dünya sayfalarına. Bizlere coğrafi keşif olarak öğretilen ders bilgisi, aslında insanlığın utanç tarihiydi, katliamların, esaretin, sömürünün, vicdansızlığın üstünü, "beyaz adamın yükü", "medenileşme misyonu" olarak örttüler... 60'ların ortalarına kadar "eşit ama ayrı" kuralına tabiydi "renkli" Amerikalılar, beyazların okulu ayrı, renklilerin okulu ayrı, beyazların lokantası ayrı, renklilerinki ayrı, otobüs koltukları, kiliseler, sinemalar, renklere göre ayrı ayrıydı Başkan Kennedy'e kadar, onu da vurdular... Bugün bile Donald Trump'ın irrite edici fobik söylemleri revaç bulabiliyor "Amerikalılık" ve "ötekileştirme" bahsinde...

Peki, gerçekten kimdir Amerikalı?

Herhalde soyu tükenmiş Kızılderililer değil. Dile kolay; bir ırk ortadan kalktı, bir ülke, bir millet değil, kızıl renkli teni taşıyan insanlık, kıta yerlileri tümden ortadan kaldırıldı, imha edildi. Yerlilik diye bir tartışmanın, yerlilik diye bir sosyolojinin konuşulmadığı, anlamının olmadığı bambaşka bir satıhtan söz ediyoruz "Amerikalılık" dendiğinde. Bizdeki MİT TIR'larının durdurulmasıyla birlikte su yüzüne çıkan casusluk ve paralel yapıtartışmalarının özünde de benzeri bir durum var aslında; yerli ve milli olanla, bu ülkeye dair herhangi bir aidiyet taşımayanlar arasındaki gerilimi tartışıyoruz....

***

Olay şu: İran'a yönelik bir ambargo var. Devletler resmi olarak bu ambargoya uygun davranıyor ama iş adamları üzerinden hemen hepsinin de İran'la ticari ilişkileri var. Türkiye'den de bir takım iş çevreleri İran'la alışveriş halinde ve bu ilişkilerini ABD/İsrail bağlantıları üzerinden kotarıyorlar. Sonra devreye başka birileri giriyor, ABD/İsrail bağlantısı üzerinden değil farklı bağlantılardan, yerli ilişkilerden kuruyorlar bağlantılarını. Sen misin bu kapital bağını kesen! Bunun üzerine ABD/İsrail bağlantısının Türkiye kontrolörlüğüne soyunmuş paralel yapı harekete geçiyor. 17/25 Aralık Darbe kalkışmasını tertip ediyorlar. Dini cemaat görüntüsü altında, Uluslararası para ve güç trafiğini ABD/İsrail adına kontrol etmekle görevli paralel yapı, hemen her fırsatta siyaseti kontrol amaçlı darbe girişimlerini sürdürüyor...

***

Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış, Zarrab'ı tanımaz, etmeyiz. Bakanlarla, Bakan çocuklarıyla, pahalı kol saatleriyle ilgili hiç hazzetmediğimiz tartışmalar da değil mevzumuz. Bu kısım önemsiz demiyoruz, bu kısım hem "egemenlik" hem "tabii yargıç" kaidesi gereğinceTürkiye'nin kendi iç mevzuudur.. Savcı Bharara'yı ilgilendirmez, gerçi nasıl bir iddia manzumesi çıkartacağını henüz bilmiyoruz ama odaklandığı kısım; ambargonun delinerek para aklama hadisesi... 

Lakin burada da ters giden bir şey var: Zarrab'ı, İran ambargosu kalktıktan sonra İran ambargosunu delerek para aklamaktan dolayı tutuklaması...

Kolomb'un, Amerika Kıtasını Hindistan zannetmesinden, daha ayıplı bir yanlış bu!