STAR ANA SAYFA - 30 Mayıs 2016 Pazartesi
Hüseyin Gülerce

hgulerce@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

PKK-HDP ve Gülen

  • 10 Mart 2016 Perşembe
  • Birbirine tamamen zıt zannettiğimiz KCK-PKK-HDP Kürt siyasi hareketi ile Gülen hareketi, bugün gelinen noktada, şaşırtıcı benzerlikler ve birliktelikler sergiliyorlar.

    Birincisi her iki hareket de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarına düşmanlıkta birbiri ile adeta yarışıyor. Bunun en ibretlik örneği MİT TIR’larının durdurularak Türkiye’nin “İslamcı terör örgütlerine silah yardımı yaptığı” iddiasına malzeme verme ihanetidir. HDP ve Gülen medyası; Paralel Devlet Yapılanması içindeki emniyet, jandarma ve yargı mensuplarınca yapıldığı iddia olunan bu ihaneti hep sahiplendi. Yetmedi, Cumhuriyet gazetesine malzeme temin edilerek 7 Haziran seçimlerinden bir hafta önce bir algı operasyonu da oradan yapıldı.

    İkincisi, her iki hareket de dışarıdan medet umuyor. F. Gülen, Washington’da Temsilciler Meclisi üyeleri ile senatörlerden, Türkiye aleyhine imza toplamak için kendisine bağlı Türk okullarının öğretmen ve yöneticilerini, ABD’deki kültür merkezleri ile Türk-Amerikan derneklerini harekete geçirdi. Aynı şeyi Brüksel’de, Avrupa Birliği ülkelerinde yaptılar. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve hükümet aleyhine, onursuz bir muhbirler lobisi olarak çalıştılar. Batı medyası üzerinde de ülkemiz ve devletimiz aleyhine büyük bir algı operasyonu yaptılar. Aynı şeyi Selahattin Demirtaş başkanlığındaki HDP heyeti ABD’de, Avrupa’da ve Moskova’da da yaptı. AB ülkelerinde, bilhassa Almanya’da zaten kollanan, himaye gören güçlü bir PKK yapılanması var. Avrupa’da aynı himayeyi Gülen hareketi de görüyor.

    Üçüncüsü, her iki hareket de dışarıdan cesaret ve destek alıyor. İki hareket de yerli ve bağımsız bir karakter taşımıyor. Gülen hareketi yerli-milli ve bağımsız olma iddiasındaydı. F. Gülen’e ABD’de oturma izni (Yeşil kart) için CIA ve Kiliseler, önde gelen papazlar kefil olunca bu iddiası bitti. Artık şunu herkes görüyor ki Rusya ve Batı, her iki hareketi de açık ya da üstü örtülü destekliyor. ABD, bir yandan PKK’nın Suriye kolu PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini ilan ediyor, bir yandan da Zaman’a, “düşünce özgürlüğü” savunuculuğu altında destek çıkıyor. Aynı tavrı Brüksel de sergiliyor.

    Dördüncüsü, Gülen cemaati ile PKK’nın yan yana geldiği iki önemli sahne var.

    Hatırlanacağı gibi 1128 akademisyen bir bildiri yayınladılar. PKK teröründen, bölücü teröristlerden hiç bahsetmeden devletimizi, kendi vatandaşlarına karşı Güneydoğu’da kıyım ve katliam yapmakla suçladılar. Askerimizin ve polisimizin her gün şehitler vermesini görmezden geldiler. Bu akademisyenlere, ABD’nin hem Büyükelçisi hem de Başkan Yardımcısı Biden sahip çıktı. Fethullah Gülen de sahip çıktı. Onursal Başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yazılı açıklama yaparak, “Sessiz kalarak akademisyenlerin linç edilmesine ortak olmayacağız” dendi. Bu öyle bir fotoğraf ki, her şeyi anlatıyor: ABD Başkan Yardımcısı, F. Gülen ve A. Öcalan birlikte poz veriyorlar...

    Gülen cemaati ile PKK, asıl 7 Haziran seçimlerinde birlikteliklerini aleniyete döktüler. Gülen Cemaatinin tabanında yüzde 10 barajını aşması için HDP’ye ciddi bir meyil oldu. Yalan söyleyerek bunu inkâr edebilirler. Ama 7 Haziran’dan sonra ısrarla CHP-MHP-HDP hükümeti istemelerini, Bahçeli sert tepki verince “o zaman CHP-HDP restorasyon hükümeti kurulsun” diyerek yaptıkları yayınları kim unutabilir? Fethullah Gülen’in terör örgütünün partisini hükümette görme cinnetini bu millet asla unutmayacak...

    Beşinci olarak KCK-PKK-HDP çizgisi ile Gülen hareketinin en büyük benzerliği ise şudur: Türk olsun, Kürt olsun bu milletin evlatlarını gencecik yaşlarında alarak, onların vicdanlarına ve akıllarına ipotek koyarak kendi devletlerinin karşısına diktiler. Bunlar, bizim evlatlarımıza kıydılar. Birisi silahlandırarak kendi muhayyel yönetimleri için onları vatanı bölmeye yönlendirdi. Gülen de, kendi muhayyel Türkiye’si için onları yabancı ajanlar gibi gizleyerek devlet içinde bir otonom yapı kurarak Türkiye’nin yönetimine el koymaya kalktı.

    İkisi de millete yaslanmadılar ve millet de onları Sur’un hendeklerinde, Zaman’ın önünde yalnız bıraktı...