PYD tehdit mi değil mi?

"Kürt kapanı” başlığını koymuş Ali Bayramoğlu Yeni Şafak’taki yazısına. Irak’taki “Kürt yapılanması”ndan sonra ABD ve Rusya’nın ebeliğinde Suriye’de de benzeri bir yapının “Türkiye’ye rağmen” doğmakta olduğunu, bunun Türkiye’nin tavrı açısından adeta bir “Kapan” niteliği kazandığını belirttikten sonra yazısını şöyle noktalıyor:

“Türkiye’nin bölgeye, Kürt hareketlerine bakışını, Kürt meselesine, geleceğe dair okumalarını, paradigmalarını gözden geçirme zamanı gelmedi mi?

“Bu bir zorunluluk değil mi?” (Yeni Şafak, 13 Şubat 2016)

Bayramoğlu’nun düşünce formatına benzer bir değerlendirmeyi, Vahap Coşkun Yeni Yüzyıl’da “Irak’taki hata (!)” başlıklı yazısı ile ortaya koyuyor. O da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “1 Mart tezkeresini reddederek Irak’ta yanlış yaptık” sözünden yola çıkıyor, bunun orada bir Kürt yapılanmasına karşı çıkmak anlamına geldiğini, oysa o yapının şu anda “Bölgede Türkiye’nin en sağlam müttefiki, en büyük kazanımı” olduğunu belirtiyor, buradan Suriye’deki Kürt yapılanmasına karşı çıkmanın, hatta bunun için savaşı göze almanın tehlikesine dikkat çekiyor.

Her iki yazarın satır araları okunduğunda “Irak’taki Kürt yapılanmasına karşı çıktık ama şimdi onlar en iyi dostumuz, Suriye’de o yanlışı yapmayalım” gibi bir sonuç çıkıyor.

Bu değerlendirmenin bir sonraki adımında Suriye’deki PYD yapılanmasını sınırlarımızda “Dost” bir yapı oluşumu gibi görme telkini var. Bu telkin şu anda HDP’nin de sahiplendiği bir görüş.

Ali Bayramoğlu’nun da Vahap Coşkun’un da HDP’nin duruşunu benimseyen kişiler olmadığını biliyorum. Onlarınki bir düşünsel açılımı ifade ediyor.

Belki küresel güçlerin projeleri dikkate alındığında Suriye’de bir PYD yapılanması kaçınılmazsa, böyle bir “kapan” oluşturulmuşsa, “direniş faydasız” gibi bir gerekçeye de dayanıyor.

Ancak arkadaşlarımızın “safiyane” diye, “HDP -KCK projelerinden bağımsız” diye okuyabileceğimiz bu analizlerinin “Türkiye ayağı” konusunda da ilerletilip ilerletilmediğinin anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Bilinen bir gerçek şu ki, terör örgütü, silahlı yapıyı çekmemek ve çözüm sürecinin en önemli ayağını devreden çıkarmak, üstelik “hendek kazıp barikatlar kurup, özyönetim ilan etmek” suretiyle Türkiye’ye karşı başlattığı son hamlesini, “Bölgede Uluslararası odaklar tarafından Kürtlere yeni bir stratejik alan açıldığı” varsayımına dayandırdı. Bu yaklaşımın onların ifadesiyle “Rojava ile sembolleştirilen Suriye Kürdistanı ile Türkiye Kürdistanı arasında müşterek bir yapı oluşturma amacına yönelik olduğu” da gizlenmiyor. Kaldı ki hem Türkiye’deki terör yapılanması hem Suriye’de ABD-Rus himayesinde Kürt iradesine el koyan PYD-YPG aynı örgütsel çatı içinde bulunuyor. (Tolga Şardan’ın dün Milliyet’te yer alan araştırması)

Türkiye’nin güvenlik mahfilleri de olayı böyle okuyor.

Burada “Suriye’de paradigmayı değiştirme zamanı” gibi düşünen-yazan arkadaşlarımızın, “Türkiye öncelikli” bir düşünce disiplini içinde olduklarını ortaya koyabilme bağlamında güvenlik mahfillerine şu güvenceyi de veriyor olmaları lazım:  

- Suriye’deki PYD-YPG yapılanması asla ve kat’a yakın - uzak vadede Türkiye için bir risk oluşturmuyor.

Bunu diyebilmek için tabii ki, PYD-YPG yapılanmasının, PKK ile ilişkisinin bulunmadığını ya da PKK’nın da Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını ortaya koymak lazım.

Belki bunun için de ABD-Rus desteğine mazhar oluş hadisesinin Türkiye için ne anlama geldiğini çözmek, bununla birlikte bunun özellikle ABD tarafından “Dost, müttefik Türkiye’ye rağmen” sürdürülmesinin izahını yapmak lazım.

Bence arkadaşlarımızın görmediği bir diğer konu da Suriye’de PYD’ye “Kürt temsili” payesinin kolayca verilmesidir. Bunun Türkiye’de PKK-HDP’nin Kürt temsilini gasp etmesine benzer bir durum oluşturduğunu görmemek de bence “safiyane” bir yaklaşım oluyor.

Evet, Ortadoğu’da, Türkiye etrafında ciddi bir sıkışma söz konusu. Küresel güçler bölge ile oynuyor. Örgütlerle oynuyor. Bu ortamda aydınlara daha titiz bir fikri insicam zarureti gerekiyor.