STAR ANA SAYFA - 31 Mayıs 2016 Salı
Ahmet Taşgetiren

atasgetiren@stargazete.com


Yazarımızın tüm yazıları »

Rusya’dan bakınca...

  • 02 Şubat 2016 Salı
  • Bence hayati sorulardan birisi şu: - Rusya’dan bakınca Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu nasıl görülüyor? 

    Emekli Büyükelçi Uluç Özülker Cumhuriyet’ten Selin Ongun’a, bir bölgesel stratejik değerlendirme yapıyor. Özülker’in Suriye ile ilgili değerlendirmelerinden bir kısmı şöyle:

    “Suriye ve Irak konusunda Amerika ve Rusya çoktan uzlaştılar.

    “Irak senden sorulur, Suriye benden sorulsun uzlaşması. Aralarında zımni bir mutabakat var. Amerika, Rusya’nın Suriye’ye gelişinden çok mutlu ve memnun aslında.

    “Bir işbölümü yaptılar. Çünkü sahada kara gücüne ihtiyaç var. Amerika tek başına sadece havadan vurarak sonuç alınamayacağını biliyordu. Koalisyonun tek başına fazla bir şey yapamayacağının da bilincindeydi. Nihayetinde Rusya fiilen Suriye’ye yerleşti ve güneyde de komşumuz oldu. Esad’lı veya Esad’sız önemli değil, Akdeniz’e çıkışı olan bir toprak parçası benim himayemde olacaktır, diyor Rusya. Ve bu Amerika tarafından da kabul gördü.

    “Fakat bir sorun var. Bu parçalanacak Suriye’de IŞİD’i ne yapacaksınız? Suriye’de yüzde 40, Irak’ta yüzde 30 olmak üzere yüzde 70’ye yakın toprağı var o coğrafyada.”

    Özülker bunu nihai bir durum olarak görmüyor kuşkusuz. Dünya tarihindeki Fransız İhtilali’nden bu yana geçen kırılmaların üçüncüsü olarak değerlendiriyor ve bunun bir süreç olarak devreye girdiğini söylüyor. Ve nihayetinde sözlerini şuna bağlıyor: “Yukarıda bir yerde filler tepişirken o büyük resmin altında çayır olmamak lazım.”

    Ayrıca “Türkiye’nin bir beka sorunu yok, bunu Amerika da Rusya da Avrupa da göze alamaz ama Büyük Kürdistan projeleri karşısında da dikkatli olmak lazım. Bunu Türkiye’nin üzerinde Damokles kılıcı gibi tutacaklar” demeyi ihmal etmiyor.

    Uluç Özülker’in bu değerlendirmelerini tartışmak mümkün. Ama bu değerlendirmelerle birlikte en başta sorduğum soru üzerinde bir kere daha düşünmek de mümkün.

    Rusya başından beri ne yapıyor Suriye’de bir bakalım:

    Bir kere şu ana kadar 1100 sorti yapmış Rus uçakları, bunun sadece yüzde 10’u DAEŞ’e karşı gerçekleştirilmiş. Geriye kalanı muhalifler ve o çerçevede Türkmenler üzerine.

    Rusya Esed rejimi ile birlikte çalışıyor.

    Rusya PYD ile birlikte çalışıyor.

    Ve Rusya Suriye’de hemen Türkiye sınırına komşu bir manda yapı oluşturmaya çalışıyor.

    Rusya, özellikle, Türkiye sınırında yaşayan Türkmenler’e karşı hava bombardımanlarından dolayı ne kadar rahatsız olduğumuzu biliyor.

    Bu rahatsızlık en son hava sahamızı ihlalden dolayı bir Rus savaş uçağının düşürülmesi ile sonuçlandı. O tarihten bu yana Rusya’nın Türkiye’ye karşı intikam hissiyle hareket ettiğini söylemek yanlış olmaz.

    Öyle ki bu bombardımanlar neticesinde Türkmenler yaşadıkları bölgeyi terk edip Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı.

    Şimdi Rusya’nın Afrin - Cerablus arasındaki bölgeye yönelik operasyonlar yapacağı ve o bölgeyi Esed - belki PYD güçlerine teslim edeceği tahminleri yapılıyor.

    Rusya böyle bir operasyonun Türkiye’de nasıl bir tepkiye yol açacağını da bilmiyor olamaz.

    Ne yaparız o durumda?

    Bu söylediğimiz yer “Fırat’ın batısı”na düşüyor ve orası bizim “kırmızı çizgi”miz. Kırmızı çizgimizi Rusya zorladığında ne yaparız?

    Rusya, bu adımları atıyor ve muhtemelen Türkiye’nin sözel tepkiler dışında herhangi bir tepki veremeyeceğini hesap ediyor.

    Garip bir olay yaşanıyor Suriye’de. Dünyanın meşruiyyetini kaybettiği noktasında hemfikir olduğu Esed rejimi davet ediyor, Rusya geliyor, Esed rejimi yanında yer alıyor, şehirler üzerine bomba yağdırıyor, oraya yerleşiyor, dünya her şeyi olağanmış gibi görüyor, Amerika’nın - Avrupa’nın gıkı çıkmıyor.

    Türkiye ne kadar sancılanırsa sancılansın bir kıymet-i harbiyeye dönüşmüyor.

    Uluç Özülker diyor ki:

    “Cumhurbaşkanımız, dünya beşten büyüktür, diyor. Ama dünya hiçbir zaman beşten büyük olmamıştır. O beş- altı başat oyunu götürür. Siz de onlardan biri olmaya bakacaksınız.”

    Rusya’dan bakınca Suriye’de bir tıkanma halinde bulunduğumuz ve ayağımıza basma girişimleri karşısında cevap verememe izlenimi oluşturmamak lazım. Ama nasıl?