YÖK reformu paralel sorulara cevap verecek mi?

YÖK reformu adı altında hükümet, cumhurbaşkanlığı ve YÖK’te üç ayrı çalışma yürüyor. 

Son tahlilde bu üç çalışma ‘bir’leşecek.

Bu bir ‘reform’ olacaksa temel parametreler, ilkeler ortaya konulmalı, açıklanmalı.

- YÖK’ün statüsü, rektörlüklerin, dekanlıkların YÖK’le mali, idari ve bilimsel ilişkisi ne olacak?

- YÖK üyelerinden başlayarak, rektörlük, dekanlık ve diğer birim yöneticilerinin seçim ve atamalarında kriter ve yöntem ne olacak?

- Akademik unvanlar hangi kriterlere göre ve hangi yöntemle verilecek, jüri nasıl oluşturulacak?

Öte yandan, hükümet üniversitelere bu yıl açılacak akademik kadro sayısını 4 binden 5 bine çıkardı.

İki ‘küçük’ soru da burada var:

- Bu kadroların verileceği akademisyenler hangi kriterlere göre belirlenecek?

- Kimler belirleyici olacak?

Ya da örneğin, son teröre karşı Türkiye Cumhuriyeti devletini suçlayan ‘akademisyenler bildirisi’ gibi krizler siyaseten mi tartışılacak, yoksa YÖK veya üniversite senatoları ‘sözleşmeleri fesih’ gibi yetkilerini kullanarak konuyu ‘akademik’ alanda mı tutacak?

***

Bu soruları sormamın nedeni, ‘paralel’in emniyet ve yargı kadar üniversiteleri de ‘iğdiş etmiş’ olması.

YÖK ve üniversitelerle ilgili atılacak her adımın, buraları bırakmak istemeyen paralel odaklar tarafından engellenme veya bu başarılamıyorsa manipüle edilme tehlikesi.

‘Hala bunu yapabilecek lobi güçleri var mı’ diye soranlar için söyleyeyim, var!

Yukarıda emniyet ve yargı örneğini boşuna vermedim.

Aynı sistem ‘akademi’de de geçerli:

- Yabancı dil, bilimsel yayın, araştırma, üniversitede ders verme gibi akademik puan getiren kriterleri manipüle ederek ‘paralel akademisyen’ sayısını tavan yaptırırsınız;

- Bunun için sınavlarda soru çalma, yayınları tercümana çevirttirme veya başkasına yazdırma, ortak yayın adı altında başkalarının yayınlarından puan kazanma vb yöntemler mevcut!

- Akademik unvanlar alındıkça devlet ve vakıf üniversitelerine açılan yönetici kadrolarını doldurursunuz.

- Yeni akademisyen adaylarının bilimsel jürilerini oluşturur ve paralel adayların önünü açarsınız.

- Böylece bir süre sonra üniversiteler paralel kontrolüne geçer.

Tanıdık geldi değil mi?

Emniyet ve yargıda da böyle oldu bu...

İçişleri Bakanı Efkan Ala, önceki yıl şöyle demişti bana: “Yönetim yapıları piramit şeklindedir. Tepede az sayıda yönetici olur, tabana doğru genişler. Ancak bunlar piramidi bozmuş. Emniyet müdürden, amirden geçilmiyor. Alttan gelenleri de Polis Akademisi ve okullarından ‘yüzde yüz’ kendilerinden seçerek alıyorlar. Bu okulları bu yüzden kapattık.”

Paralel müdür ve amirler görevden alma, meslekten atma ve emeklilikle uzaklaştırıldı, yerlerine alttan seçilerek atama yapıldı, en alta da üniversite mezunlarından çok sayıda polis alındı. Geçen hafta son durumu sordum, “Piramidi düzelttik” dedi.

Benzeri yargıda oldu.

Paralel yoğunlaşmayı azaltmak, seyreltmek için paralel giriş kaynakları kısıldı, ‘sivil’ giriş kapıları açıldı.

Ve daha önemlisi bu sivil girişler ‘kolaylaştırıldı’...

Ancak üniversitelerde bu iki örnek dikkate alınmamış görünüyor.

YÖK bir ay önce ‘akademisyen ve eğitim kalitesini arttırmak’ gerekçesiyle yönetmeliği değiştirdi, kriterleri zorlaştırdı. Yönetmelik 2016 sonunda yürürlüğe girecek. Nisan ve Ekimde doçentlik başvuruları var. Nisan’da eski kriterler geçerli ama Ekim’de yeni kriterler aranacak.

Birçok kriter hakkında yorum yapamam, alanım değil. Ama “en az iki yıl üniversitede ders vermiş olmak” kriterine itirazım var.

Hayatı hastanede geçen uzman doktor nasıl doçent olacak?

Ya da 20 yıllık bir gazeteci, doktora derslerini ve tezini vererek genç gazeteciler için ‘sahadan gelen hoca’ olamayacak mı?

Ayrıca, yeni dönemde ‘objektiflik’ adına jürilerin ‘rastgele’ seçilmesi gündemde. Bugüne kadar paralel jürilerin seçtikleri yukarıda bir ‘ters piramit’ oluşturmuş, şimdi bu piramitten ‘tesadüfi’ seçimle jüri oluşturacaksınız!

‘Aman paralel olmasın’ dediğiniz yeni akademisyenleri, aslında ‘paralel dönem’de üst kadrolara getirilmiş akademisyenler seçecek!

Ve alttan ‘sivil’ doçentler gelmedikçe klinik şeflerinden üniversite bölüm başkanlıklarına, dekanlık ve rektörlüklere kadar aynı isimler göreve atanmaya devam edecek...

Ve siz ‘reform’ yapmış, akademinin niteliğini yükseltmiş olacaksınız!

Bir daha düşünmek için emniyet ve yargı örneğine bakmak yeterli...

Yarın bir örnekle devam edeceğim...